Müziği de çok hoşuma giden İbrahim Sadri şiiri. Seni çok özledim prensesim
Yağmur da var…Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar…
Daha uyanmadı komşular…
Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar…
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde;
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru!..
Yağmur da var…Çok sevdiğim rüzgar da…
Daha uyanmadı komşular…
Bugün Pazar…
Ve ben seni çok özledim…
Dışarı çıkmak istiyor canım…
Tek başına haytalık etmek…
Islanmak Pazar sabahında yağmurda…
Boş caddelerde dolaşmak…Vitrinlerine bakmak mağazaların…
Sinemaların afişlerine…Sokakların isimlerine…
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara bir “Merhaba” demek sessizce…
Sahilde martılara simit atmak…
Otobüslerin ilk seferlerine binmek…
Gitmek istiyor canım…Hayatın gittiği yere!…
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine…
Fırından taze ekmek alıp buğusunu çekmek içine…
Ve ben seni çok özledim!..
Tam böyle bir şey;
Çiçeğe su yürümesi…
Bebeğin ağlaması…Toprağın uyanması…
Yağmurun yağması…Ateşin sıcağı…
Bu Pazar sabahı tam böyle bir şey…
Bir sabahçı kahvesine uğramak,bir bardak çay…
Taze dem kokusu…
Hayatın atardamarlarında dolaşmak,bölmeden şehrin uykusunu!…
Bir şiir yazmak;
Pazar bulmacasının boş karelerine…
Şiirde tam da bunu anlatmak delice…
Tam böyle bir şey!…
Hesapsız… Gölgesiz… Bedelsiz…Kimsesiz…
Bir şiir yazmak…
Bir bardak çay içmek,sokaklarda gezmek,yağmurda ıslanmak…
İstanbul’un Kurtuluşunu fırsat bilerek ilkokul arkadaşlarımla Ahmet Haşim İ.Ö.O’nun önünde buluştuk. 8 yılımızı geçirdiğimiz okulu gezdik bizim zamanımızda da müdür yardımcısı olan Mahmut hocayla konuştuk. Yeni müdür yardımızla tanıştık onunla da ayaküstü sohbet ettik. Sonra Ada Park’a gittik. Ranger’a, Crazy Dance’a bindik. Ardından kafeye gidip pizza, mantı yedik. Dört lira olan kolalardan içtik . Sonra dönüp Akvaryuma gittik. Orada da Burger King’te oturduk. Patates yedik yanında milkshake içtik. Kardeşlerimi görmenin mutluluğu yaşadım. Uzuuun uzun sohbet ettik. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım.
-Saçlarım ne yazıkki berbat. Hergün 8′de açan berberimiz bugün açmadı bende ara sokaktaki bir berbere gittim. İçeride bir amca duruyodu. Herhalde bir fön çekebilir diyerek içeri girdim. Nasıl yapması gerektiğini anlattım. Sonuç berbattı. Tamam usta sağol deyip çıktım. Sövmemek için zor tuttum kendimi… Böyle berbat bir saç olamaz… Bende eve gidip saçlarımı yıkadım… O yüzden saçlarım çook kötü-
Bu aralar sana zaman ayıramadığımın farkındayım kusura bakma lütfen… Şimdi bahaneler sıralamaya da gerek yok boşladım seni…
Neyse bak fırsattan istifade seninle de ilgileniyorum.
Beni soracak olursan yorgunum. Laf olsun diye söylediğimi sanma gerçekten yorgunum… 8-9 yıldır değiştirmediğim sabit hedeflimi değiştirme çabası beni gerçekten yoruyo… Bilmiyorum, karar veremiyorum… Şu anda bildiğim teş şey bilgisayar mühendisliği isteğimden vazgeçtiğimdir. Kafamda 2-3 bölüm var seçimimi yaptığımda ilk seninle paylaşacağım emin ol.Yazdığım 67 kelime bile biraz olsun rahatlattı. Kafamdaki bölümler: “Gemi Mühendisliği”, “Makine Mühendisliği” ve “Moleküler Biyoloji ve Genetik”… Böyle işte günlüğüm. Hedefi netleştirme çabalarıyla, verimli çalışmanın yollarını aramakla, çalışma isteği, arzusunun oluşması için yapmam gerekenleri araştırmakla ve prensesime alacağım hediyeyi aramakla(Buldum sonunda) geçen bir hafta… Prensesimle görüşemeden Yeniçiftlikten zorla döndürülmem konusu hiç açmayayım. Yoksa kapanmaz o konu… Neyse olan oldu.
Bir iki şey var onlarıda paylaşıp izninle dersin başına geçmem gerekiyo… Hazırladığım programda kendime 1-2 saat arasında düşünme süresi koydum. Düşünme süreside olurmu diyebilirsin sonuçta insan heran düşünür fakat bu düşünme vaktinde değişik bir uygulama yapıyorum. Gün içerisinde yaptıklarımı, genel muhasebemi yapıyorum. Muhammet Bozdağ’ın deyimiyle Kaderin Yaratıcı’sına şükrediyorum. İnsan kendisini çok rahat hissediyor. Bu da böyle bir olay.
Bugün dershaneden eve gelirken kapının önünde oturan çocuklar gördüm. Küçüklüğüm aklıma geldiğinde gülümsedim ama çocukların konuştukları üzülmeme neden oldu. Bir çocuğun üzerinde Fenerbahçe forması vardı. Diğeriyse ona
“Oğlum bu forma orjinal değil” dedi
Diğeriyse “Seninde terliklerin orjinal değil” dedi. Şimdi olay bumu diyebilirsin ama.
4-5 yaşında çocukların konuştuğu konunun orjinallik olması, marka olması beni üzdü.
O yaşlardayken markalardan, orjinallikten konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Bizim tek derdimiz top peşinde koşmaktı, sporcu kartlarıydı, tasolardı…
Yine beni hüzünlendiren bir bölümdü. Bayram’ın seni seviyorum dediğinde karşısında Avni Baba’yı bulması güzeldi Hernekadar Yıldıray’ı sevmesemde o durumda olmayı kimse istemez. Sözlenmeye gittiğinizde kızın orada olmaması… Çok acı bir durum. Diziyi izlemeyenler içeri buyursun.
Çiçek’in Yıldıray’ın evlilik teklifine verdiği cevap, Bayram’la ilişkisini kopma noktasına getirir. Bayram, Çiçek’le ilgili büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta; Çiçek ise Pop Yıldız yarışmasına geri döndüğü için Bayram’ı suçlamaktadır. Ne var ki Çiçek, Yıldıray’la sözlenmesine saatler kala, Bayram’ın Pop Yıldız’a dönmesinin gerçek nedenini öğrenir. Şimdi Çiçek, Bayram ve Yıldıray arasında bir tercih yapmak zorunda kalmıştır. Sakladığı büyük sırrın öğrenilmesinden korkan Şükran ise, Kudret ve Çiçek’i ne kadar birbirinden uzak tutmaya çalışsa da, bunu başaramaz. Artık Kudret, Şükran’ın kendisinden bir şeyler gizlediğinden emindir. İçini kemiren şüphe, Kudret’in geçmişi araştırmasına neden olur. Bütün taşları yerine oturtan Kudret, sonunda kararlılıkla Şükran’ın karşısına çıkıp hesap sorar ve kafasındaki o büyük sorunun cevabını almaya çalışır: Çiçek gerçekten onun kızı mıdır?
Çiçek’in, Yıldıray’ın teklifini kabul etmesine üzüldüm ama hatasından son anda döneceğini düşünüyorum, umuyorum… Dönmeli… O zibidiyle evlenemez!
Eğer bir gün bitecekse seninle bitsin bu aşk, senden sonra bir dünyam olmasın başkası ve bana ait.. Sen ve sen sadece seninle yaşayıp seninle ölsün !!
Senden sonrası bana koyar. Sen olmazsan yolum uzar, hangi mutluluğa koşacağım yar o zaman.. Gözlerine bakarken zaman ölümsüz, sen olmazsan zaman mı kalırki? Gitmeleri sakın düşünme..