Eyüp Derdiyok

Seviyorum öyleyse varım!

Adam dediğin benim gibi olur…

Ağustos22

Bizim adamlığımız bu: Kendimizle beraber değer veririz sahip olduklarımıza. Önemseriz yarınımızı ve başkalarının yarınlarını. Her gün bir sonraki güne yeniden yaratırız kendimizi minik ellerimizle, elimizden geldiğince.

Bizim adamlığımızda kaygı maygı yok.
Biz aklımıza geleni başklarına zarar vermediğine inandığımız sürece mutlaka yaparız.
Ve bizim için fark eder.
Seçme hakkımız varsa mutlaka seçeriz.
Bizim yerimize bizim için başkaları seçemez…

Bizim adamlığımızda rekabet her zaman var; ama sahip olamadıklarımız için asla üzülmek yok. Biz sahip olduklarımıza değer verir ve onlarla yapılabileceklerin en iyisini yapmaya çalışırız. Sahip olmadıklarımızı da bilmek, tanımak isteriz; ama onlar için ağlamanın, sızlamanın faydasız olduğunu ezbere biliriz biz. Her insan gibi onları elde etmek bize de keyif veriri elbette; ama bizi hiçbir şekilde mutsuz etmeye gücü yetmez onların.

Bizim adamlığımızda kaybettikten sonra anlamak yok. Biz sahip olduklarımza onları kaybetmeden kıymet veririrz. Kaybetmeden kaybetmiş kadar çok severiz biz. Hakkını veririz yani. Zor olsa da doğrusunun bu olduğuna hiç şüphemiz yoktur bizim.

Bizim adamlığımzda saplanıp kalmak yok!
Düz düşünmek yok!
Biz bir yerde varsak, sonuna kadar oluruz. İlk olmak ya da bir şeyleri ispat etmek için uğraşmayız. Biz sıradan yaşarız aslında. Kendi bildiğimiz gibi. Gel gör ki, bizim yaptıklarımızı bir çoğu bile hayal edemediği için daima önde oluruz. Çizginin ötesi bizi asla ürkütemez.
Geçer gideriz…

Bizim adamlığımızda kaytarmak yok!
İşimizi yapar yürürüz, o kadar.
Başkalarının bir işi yapıp yapmaması ya da yapamaması bizi hiç ilgilendirmez.
Biz bir şeye inanırsak, mutlaka yaparız!

Bizim adamlığımızda tutamayacağımız sözler vermek yok!
Biz verdiğimiz tüm sözleri tutarız.
Bu bizim temel ilkemizdir.
Biz bunun övünülecek bir durum olmadığını da biliriz.
İnsan verdiği sözü zaten tutmalıdır;
ama ne yaparsın sayımız azaldıkça kıymete biniyoruz işte.
Biz bir işi yapıyorsak, o en iyisi olmalıdır.

Bizim adamlığımızda beyhude çaba yok usta.
Biz insanları sonuna kadar dinleriz. Dinlerken sanki sıkıntıda olan bizmişiz gibi dinleriz. Eğer bir çözümümüz varsa hemen sunarız. Bildik bir çözüm yoksa, yeni bir çözüm ararız. Çünkü bizim amacımız sadece faydalı olmaktır.
Biz iğneyle, çuvaldızla oynamayı çok severiz.
İğneyi en az beş defa kendimize dürtmeden başkasına çevirmeyiz.

Bizim adamlığımızda şuursuz olmak yok! Biz daima hesaplaşırız kendimizle. ” Ben şuanda ne yapıyorum?1 sorusunu sormadığımız anımız yoktur bizim. “Şu anda ben neredeyim, ne yapıyorum ve bu yaptığım kendim, ailem, milletim ve insanlık alemi için ne ifade ediyor?”

Bizima adamlığımızda sırtımızı sağlam bir ağaca dayayıp esnemek yok! O ağacın da bir gün çürüyeceği hiç çıkmaz bizim aklımızdan. Kendimizi acındırmak bize uyan bir metot olamaz asla. Biz kendi ayaklarımızı tanır, ona göre koşarız bu maratonu…

Bizim adamlığımızda gurur yapmak yok, tembellik yok, mazeret üretmek yok, küsmek yok…
Meşru olan yollardan sonuca doğru doludizgin koşmak var. Biz başaramadığımız da asla “Neden?” diye sormayız. Çünkü biliriz biz, başaramadığımızda tek suçlunun biz olduğumuzu.

Bizim adamlığımızda 2.sınıf iş yapmak yok.
Biz bir işi yapıyorsak en iyisini yaparız.
Daima mükemmele oynarız.
Dünyalıların gücü yetmez bizi engellemeye.
Mazeretleri ayaklarımızın altına alır basamak yaparız biz.

Bizim adamlığımızda “de, da, ama…” gibi kelime, söz ya da bağlaçalarla bahane üretmek yok!
Biz bütün dış unsurlara meydan okuyup imkansız denileni başarmaya adamışız kendimizi.
Orjinal yaşarız biz…
Bize bir fabl ya da masal lazım olduğunda hemen Mevlana, Ezop ya da La Fontaine’e koşmayız.
Yeni masallar yazarız biz.
Biliriz: Karga ile tilki Ezop’a ne kadar yakınsa bize de o kadar yakındır.

Bizim adamlığımızda insanların nereli oldukları değil, ne kadar faydalı oldukları önemli.
Biz kimsenin mezun olduğu okulla ilgilenmeyiz.
Biz ön yargı nedir bilmeyiz. Biz insanların kimin çocuğu ya da kimin yeğeniyle olduğuyla da ilgilenmeyiz. Bizi insanların dili, dini, ırkı, rengi, cinsiyeti hiç ilgilendirmez.
Biz insaların hayal gücü, hedefleri ve katma değerleriyle ilgileniriz.

Vaktim olmadığından devamı sonra…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
posted under Kitaplık | No Comments »

Sadece aptallar sekiz saat uyur

Temmuz22

Akvarium’da ki kitapçıya gittiğim de bu kitap çok ilgimi çekti… “Sadece aptallar sekiz saat uyur”, açıklamasındaysa “Aklı başında olan hiçbir insan, ömrünün üçte birini yastığa bağışlamaz.” bu cümle çok hoşuma gitti ve çok doğruydu. “Aklım başımda ve ömrümün üçte birini uyuyarak geçirmek istemiyorum” dedim ve kitabı aldım.

Günlük uyumamız gereken aslında kaç saattir? 8 saatten az uyursak, uykumuzu alamamış olur muyuz? 8 saatten az uyuyabilmek neden önemlidir? Bunu nasıl kolayca ve hiç zorlanmadan başarabiliriz? Hİpotalamus nedir? Uyku merkezimize nasıl hükmedebiliriz? Kitabın köşesinde bulunan bize ait olan o şey ile uykumuzu nasıl düzenleyeceğiz? Tüm bunların cevapları ve daha fazlası kitapta mevcut…

Read the rest of this entry »

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
posted under Kitaplık | No Comments »

Eldest

Temmuz22

Eragon ve ejderhası Saphira, imparatorluğun zalim hükümdarı Kral Galbatorix’in güçlü ordularına baş kaldıran eyaleti yok olmaktan kurtarmışlardı. Artık Eragon’un Ejderha Süvarileri’nin sahip olduğu büyü yapma ve kılıç kullanmaktaki ustalığa erişmesi için daha fazla çalışması gerekmektedir.

Genç süvari, bunun için Elfler’in ülkesi Ellesmera’ya doğru yola çıkar. Ömür boyu sürecek olan bu yolculukta, esin verici yeni yerleri ve insanları, şaşkınlık içinde gözlerini dört açarak izler. Tüm zamanı bin bir macera ile doludur. Fakat her köşede kendisini bekleyen kaos ve ihanetle karşılaşır.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Çok geçmeden, Eragon hiç kimseye güvenmemesi gerektiğini anlar. Bu arada, kuzeni Roran’ın, Eragon’u daha çok tehlikeye atacak yeni bir savaşa girmesi gerekmektedir. Kral’ın kara eli tüm direnişi boğacak mıdır? Belki Eragon bile canını kurtaramayabilir…
Eldest’ı dün bitirdiğimde büyük bir boşluk hissettim… Çünkü kim ne derse desin mükemmel bir kitaptı. Christopher Paolini’yi tebrik ediyorum. Sonlara doğru kitabı ağzım açık okudum. Buradan sonrası kitabın ieri hakkında bilgi içerdiğinden kitabı okumayanlar ve okumak isteyenlerin, yazının devamını okumamalarını tavsiye ediyorum

Read the rest of this entry »

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
posted under Kitaplık | No Comments »

Ferrari’sini Satan Bilge

Haziran24

Kalabalık mahkeme salonunun tam ortasında çökmüş haldeydi. O; büyük düşleri olan, zeki, yakışıklı, korkusuz ve ülkenin en seçkin dava avukatıydı.
Onu 17 yıldır tanıyordum. Julian’ın şok edici mahkeme gösterileri sürekli gazetelerin ön sayfalarında yer alıyordu. Çoğu kimsenin sadece düşleyebileceği her şeyi elde etmişti: Yıldızlara varan mesleki şöhret, milyonlarca dolarlık banka hesapları, en pahalı semtte olağanüstü bir malikane, özel bir jet,tropikal bir ada ve orada yazlık bir ev ve de çok değer verdiği varlığı-evinin özel yolunun ortasına parkettiği kırmızı bir ferrari.
Şimdi ise Büyük Julian kalp krizi geçirmiş, çaresiz bir bebek gibi yerde kıvranıyor ve deli gibi sarsılıyordu.
Bütün bunlar üç seneden fazla bir zaman önce yaşanmıştı. Son duyduğum Julian’ın Hindistan’a gittiği idi. Ortaklardan birine hayatını sadeleştirmek istediğini, bazı yanıtlara ihtiyacı olduğunu ve onları bu mistik ülkede bulmayı amaçladığını söylemişti. İşine son vermiş, malikanesini, adasını ve jetini elden çıkarmıştı. Hatta Ferrari’sini bile satmıştı.

Read the rest of this entry »

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Şeytanın Müridi

Haziran12

Kate Moran… bir FBI ajanı…
Ve Constantine Gamal… bir seri katil… Şeytanın havarisi…
Ritüeller… Kara büyü…
Her seferinde işlenen çifte cinayetler…
Bir kedi fare kovalamacası…
Gamal yakalanıp idam edildikten sonra da bu cinayetlerin arkası kesilmiyor…
Ritüel sonrası çifte cinayetler sürüyor…
Gamal’ı taklit eden biri veya birileri olabilir mi?
Yoksa… Yoksa Gamal hayatta mı?

“Meade’in korkutucu anlatımında özel olarak dikkat çeken şey üslubu ve karakterlerin ustalık ve beceriyle çizilmiş olmasıdır.” Glasgow Herald

Arka kapak yazısını da yazdıktan sonra kitap hakkında ki yorumu yapmak istiyorum.

Öncelikle son zamanlar da okuduğum en güzel gerilim romanlarındandı. Glenn Meade’in okuduğum ilk kitabıydı ve yazar bu kitabıyla bende iyi bir izlenim yarattı. Beşyüz sayfa civarında olmasına rağmen bir solukta okunabilecek bir kitap. Ayrıca kitapta İstanbul’a, Türk Polisi’ne, Yerebayan Sarayı’na da yer verilmiş. Ne alsam diye düşünüyorsanız, bu kitabı tavsiye ederim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
posted under Kitaplık | No Comments »
Şiirlerimi okumak için tıklayın.