Ağustos6

Kırtasiye de gördüğü mavi gözlü güzel aklından çıkmıyordu ama tereddütleri vardı. İlk defa aşkla tanışmıştı. Tanıştığı aşkmıydı ondan da emin değildi. “Ya geçici bir hoşlantıysa” diyordu. Bu zamana kadar kimseyi üzmemek için çabalamış ama bu çabası sırasında üzülen ne yazıkki kendisi olmuştu. Yine üzmek istemiyordu. “Biranlık hoşlantının sona ermesi ve kızı üzmesini” düşünmek onu da üzüyordu. Emin olmalıydı… Kafasında ki soru işaretleri yok etmeliydi. Ya beklentilerini karşılamazsam, ya o benim beklentilerimi karşılaşmazsa ? diye içinden söyleniyordu. İnsanların, evlendikleri insanı bile tanıyamadığından boşandıkları bir dönemde ilk defa gördüğü kızdan çok şeyler beklemek doğrumuydu? Doğru değildi fakat o, kızdan çok şey bekliyordu. İyinin tanımını onda görmüştü sanki. İyiyi görmüştü. Kusursuzu görmüştü ve “Evet, kusursuz insan da varmış” demişti ama bilmiyordu. Hazırmıydı böyle birşeye?
Aşk insanı hazırlıksız yakalıyordu. O gün kırtasiyeye gittiğinde kızı göreceğini nerden bilebilirdi ki?
Ertesi gün yine kırtasiyeye kızı görmeye gittiğinden başka bir gerçekle karşılaştı… Babasıyla… Umudunu yitirmeye hakkı yoktu. Sadece görmeliydi… Yine kırtasiyeye gitti. Ablası olduğunu düşündüğü bir bayan vardı… Babasını ve ablasını görmesi onun umudunu yitirmesinden çok onu daha da umutlandırdı. Çünkü ozaman iyinin babasından abla - kardeşe aktarılmış olduğunu anladı. Konuşmalarından, gözlerinde ki ışıltıdan anlamıştı. Sonraki günler yine göremedi. Göremedi, göremedi, göremedi…
Sonraki günler kırtasiyeye gitmeyi bırakıp “Zaman gerekiyor” diye düşündü. Birkaç gün kırtasiyeye uğramadı, motorsikletle önünden geçmedi. Böyle de olmuyordu ki! Çözüm basitti. Kıza bir şekilde sevgisini ifade etmeliydi ama nasıl? Bu onun için hiç kolay değildi. İlk “Seni Seviyorum” dediğinde kendisi ne “Kendisini Bileceği” yaştaydı ne de “Seni Seviyorum” un ne kadar anlamlı ve bir okadar da söylerken milyon kez düşünülmesi gereken bir cümle olduğunu bilmiyordu. Yani küçüktü. Ondan sonra da bir daha “Seni Seviyorum” diyebileceği bir kız çıkmamıştı karşısına. Çok güzel dostluklar kurmuştu ama “Sevmek” çok başkaydı ama dedim ya emin olmak istiyordu. Emin olmak için ne yapabilirdi? Kırtasiyeye gitmediği günler soru işaretlerini yoketmesinde yardımcı oldu. Onu düşünmeden bir gün geçirmeye çalıştı ama olmadı. Yatarken başka şeyler düşünmeye çalıştı yine olmadı. Rüyasında onu görmemek bile çok üzüyordu onu ama göremedi. Düşünmeden olmuyordu, görmeden olmuyordu… Artık soru işaretleri azalıp tek bir mesaj veriyordu… Aşıksın…
Aşık mıyım? diyordu. Aşık mıyım? Motorsikletine atlayıp göl kıyısına gidiyordu. Sadece rüzgarın sesi ve onun düşünceleri vardı. Daha güzel, daha mantıklı - mantıklı düşünebilirse- düşünebileceği, sesten uzak bir yerdi göl kenarı ve mükemmel bir manzarası vardı. Düşündü. Yaşadıklarını gözden geçirip muhasebesini yaptı. Can Dündar’ın “Aşkın tarifi” adlı yazısı aklına geldi.
“Uyumak zor, uyanmak kolay olacak…
Sabahi iple çekeceksin…
Bazen de “Hiç günes doğmasa” diyeceksin…
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler… ”
Uyumak çok zordu, hatta imkansız bir hal almıştı. Sekiz - Dokuz saatlik uykuları Dört - Beş saate inmişti ama hiç uykusuz olmuyordu. Kendisini beş saatlik uykuya rağmen mükemmel hissediyordu ama rahat değildi.
Artık aşıkmıyım sorusunun cevabını vermişti. “Evet,aşığım”. Bu sorunun cevabını vermek, hiçbirşeyi sona erdirmiyordu. Herşey yeni başlıyordu. Aşıktı ama karşısındaki bu aşkı bilmiyordu ki? Bu halde aşk, içini kemirmekten başka neye yarardı ki? Söylemeliydi… Hem de hemen. Mektubu, kendi duygularını katarak, biraz da edebi bir dille kaleme aldı. Ertesi gün vermek istedi, göremedi. O akşam, evdekilerle televizyon izliyorlardı. Sevdiği bir dizi vardı televizyonda: “Düğün Şarkıcısı”. Samimi görüyordu diziyi ve “Neşe Karaböcek” in o muhteşem “İntizar” adlı şarkısına bayılıyordu. Tam da güzel duygular içerisinde o şarkı nasıl güzel geliyordu ona bir bilseniz…
“Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur.
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
Annen bile okşasa benim bağrım taş olur. ”
O Düğün Şarkıcısı’nı izlemek istiyordu. Annesi ve ablasıysa her akşam izlemekten bıkmadıkları “Varmısın Yokmusun” u izlemekte ısrarcıydı. “Bir dizim var onu rahat izleyeyim bari. Bir gün izlemeseniz kaçmaz ya” diyerek ikna etti. Fakat her dakika “Varmısın Yokmusun’a bakarmısın” diyerek onu kızdırmaya çalıştılar. Bu arada bir program için edilmeyecek laflar kullandılar. Gururunu incittiler. Bir yanda sevdiğe kıza sevgisini açıklamak, diğer yanda gururu vardı. Çok üzülerek gururunu tercih etti. Ertesi sabah kalktığı gibi otobüsün yolunu tuttu. Tarih 24 Haziran… Otobüse bindiğinde çalan şarkı Grup Seksendört’ün K.G.B adlı şarkısıydı. ”
“Kimseler görmesin, kimseler bilmesin
Benimle yaşasın ölsün bu sevda…”
Tam da içinde bulunduğu durumu anlatan şarkıydı. Söyleyemeden gitmişti…. Çoook üzülüyordu. Çok kelimesinde ki “O” ları yazmaya sayfalar yetmez… Gitmişti. 24 Haziran’da İstanbul’un yolunu tutmuştu, habersizce… İki saat sonra otogara vardı. Ne yaptım ben diyordu. Gururu ve sevdiği arasındaki süren savaşı gururu kazanmıştı. Üzgündü… Kendisini bilgisayarıyla avutmaya çalıştı. Babasına yardım etmeye adadı kendini. Ona borcunu ödemesi mümkün değildi ancak bir hayır duasını da alabilirdi. 25 gün kaldı İstanbul’da. Unutmadı… 25 gün unutturamadı… Yeniçiftliğe geldi. Kırtasiye’ye uğradı. Babası oradaydı… Üzülüyordu. Bir ay boyunca üzüntü-sevinç duygularıyla yaşıyordu. Sevdiğine seviniyordu, ama sevdiğini söyleyememesi onu üzüyordu. Sevdiğini söylemenin ne kadar güzel olacağını biliyordu. Öncelikle “ama” lardan, olumsuz düşüncelerden kurtulmalıydı. Sevdiğini söylemek bu kadar zormuydu ? Belki de değildi ama onu göremiyordu. Gördüğü yerde aşkını açıkça ifade edebileceği bir yer değildi.
Bir gece düşüncelerine son noktayı koyduğu, netlik kazandırdığı, artık sevdiğine gönülden inanmasını sağlayan bir şey oldu. Onu gördü . Motorsikletle köye geldiğinde, kız ailesiyle beraber dolaşıyordu. Görmek için bir daha karşısından geçti, bir daha ve bir daha… İşte bu gece kararı vermişti. Her ne olursa olsun söyleyecekti varsın kabul etmesin. Varsın sevdiği olsun - ki bunun, onu ne kadar üzeceğini biliyordu- . Sevdiğini söylemeden zamanını geçireceğine, söyleyip rahatlamak istedi. Mektup yazdı veremedi, ayakları geri geri gitti. Kırtasiyeye giremedi. Yeniden yazdı… Yine veremedi… Perşembe günü İstanbul’a dönecekti ve o gün için arkadaşından yardım istemişti. Arkadaşının da izin günüydü. “Tamam, yardım ederim” dedi. Ondan sadece kızın dükkanda olup olmadığına bakmasını istemişti. Çünkü bakacak yüzü kalmamıştı ve de babasıyla karşılaşmak istemiyordu.31 Temmuz 2008. Erkenden kalktı. Arkadaşını aradı, açmadı. Arkadaşının evine gidip seslendi, korna çaldı. Fakat arkadaşı çıkmadı. O da üstelemedi ve kırtasiyenin yolunu tuttu… Bu işte ona kimsenin yardımcı olamayacağını bilerek… Seven sensin, duygu senin duygun, bunları da ifade edebilecek olan sensin… Git söyle kaybedecek birşeyin yok. Aksine kazanabilirsin… Bugün olmazsa bir daha hiç olmaz…
2.Kısım Sonaerdi…
3.Kısımda buluşmak üzere.
Hatalarım vardır, affedin.
Eyüp DERDİYOK